Kanserde Destek Tedavisi

Tıbbi Onkoloji Derneği ve Türk Onkoloji Grubu
Kanserde Destek Tedavisi ve Yenilikler Sempozyumu
Program detayları için konunun üzerine tıklayabilirsiniz.

Oturum Başkanı
Prof. Dr. Süheyla Serdengeçti
Kanser Ağrısında Yeni Yaklaşımlar
Konferans: Prof. Dr. Declan Walsh
Ağrı Tedavisinde Algoritma
Konferans: Prof. Dr. Serdar Erdine
Kanser Ağrılı Hastanın Değerlendirilmesi
Konferans: Prof. Dr. Işık Aydınlı

Program

08.45 - Açılış
09.00-11.00 -
AĞRI -Oturum Başkanı:
Prof. Dr. Süheyla Serdengeçti
Kanser Ağrısında Yeni Yaklaşımlar
Konferans: Prof. Dr. Declan Walsh
Ağrı Tedavisinde Algoritma
Konferans: Prof. Dr. Serdar Erdine
Kanser Ağrılı Hastanın Değerlendirilmesi
Konferans:
Prof. Dr. Işık Aydınlı
11.30-12.15 -
KANSERDE PALYATİF BAKIM
- Başkan: Prof. Dr. Fikri İçli
Kanserde Palyatif Bakım Konferans:
Prof. Dr. Declan Walsh
13.30-14.40 -
ANEMİ ve YORGUNLUK - Başkan: Prof. Dr. Necdet Üskent
Anemi ve
Tedavisi
Konferans: Prof. Dr. Cristopher Glaser
Transfüzyon Konferans: Doç. Dr. Sevil
Bavbek
15.00-16.00 -
NÜTRİSYON - Başkan: Prof. Dr. Faruk Aykan
Nütrisyon Konferans: Doç. Dr. Şeref
Kömürcü
Mide Bulantısı ve Kusma Konferans:
Doç. Dr. Şuayip Yalçın
16.00-17.00 -
DESTEK TEDAVİSİNDE YENİLİKLER - Başkan: Prof. Dr. Erkan Topuz
Hücre Koruyucu Ajanlar Konferans:
Prof. Dr. Haluk Onat
Osteoliz Konferans: Prof. Dr. Dilek
Dinçol
17.00-18.00 - Tartışma ve kapanış

Program
Detayları:
Prof. Dr. Süheyla Serdengeçti
1947 yılında
İstanbul'da doğan Dr. Süheyla Serdengeçti,
tıp eğitimini 1971 yılında ve İç
Hastalıkları ihtisasını 1976 yılında
İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp
Fakültesi'nde tamamlamıştır. 1978 yılında
İngiltere Southampton Üniversitesi
İmmünoloji Departmanı'nda araştırma
görevlisi olarak çalışan Dr. Serdengeçti,
1981 yılında Doçent, 1986 yılında Medikal
Onkoloji yan dal uzmanlığı, 1988 yılında
Profesör ünvanlarını almıştır. Evli ve bir
çocuk annesi olan Dr. Serdengeçti, halen
İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp
Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı
Medikal Onkoloji Bilim Dalı Başkanı olarak
görev yapmaktadır.
 |
Kanser Ağrısında Yeni Yaklaşımlar |
başa dön |
 |
Prof. Dr. Declan Walsh
1947 yılında
İrlanda'da doğan Dr. T. Declan Walsh, tıp
eğitimini 1971'de Dublin Üniversitesi'nde
tamamladıktan sonra eğitimine İngiltere'deki
New Castle Üniversitesi'nde devam etmiştir.
1978 yılında İç Hastalıkları Uzmanlığı
sertifikasını almış ve 1984 yılına kadar
Londra'da Klinik Farmakoloji dalında
çalışmıştır. 1984 yılında ABD'de Memorial
Sloan Kettering Cancer Center'da
Onkoloji/Farmakoloji konusunda
araştırmalarına başlayan Dr. Walsh, 1986
yılında İç Hastalıkları ve 1987 yılında
Medikal Onkoloji branşlarında US Board
sertifikalarını almıştır. 1987 yılında
Cleveland Clinic Kanser Merkezi'nin yeni
Palyatif Tedavi Programı'nın ilk direktörü
olarak görevlendirilmiş ve Ekim 1991'de bu
program Dünya Sağlık Örgütü'nün ulusal ve
uluslararası demonstrasyon projesi olarak
şekillendirilmiştir. Dr. Walsh 1996 yılında
Cleveland Clinic'te kurulan Palyatif Tıp
Kürsüsü'nün ilk başkanı olmuştur. Avrupa
Palyatif Tedavi Derneği ve Amerikan Bakımevi
ve Palyatif Tıp Akademisi'nin kurucu üyeleri
arasında bulunan Dr. Walsh, 1999 yılında İç
Hastalıkları Profesörü olmuştur. 2000
yılında Cleveland Clinic Evde Tedavi
Ünitesi'nin Yürütme Bölümü Şefliği görevine
getirilen Dr. Walsh, Çokuluslu Kanserde
Destek Tedavi Derneği ile Amerikan Bakımevi
ve Palyatif Tıp Akademisi Yönetim Kurulu
üyesidir. 100'ün üzerindeki ulusal ve
uluslararası konferansa konuşmacı olarak
davet edilen Dr. Walsh, ilerlemiş kanser
hastalığında sık rastlanan klinik sendromlar
ve semptom kontrolünün klinik farmakolojisi
alanlarında araştırmalar yapmıştır; 113
yayını, 3 kitabı bulunmaktadır ve 31 kitaba
yazar olarak katkıda bulunmuştur. Halen
Cleveland Clinic Taussing Cancer Center'ın
Hematoloji/Medikal Onkoloji Bölümü'ndeki
Harry R. Horvitz Palyatif Tıp Merkezi'nde
görev yapmakta olan Dr. Walsh, evli ve üç
çocuk babasıdır.
Ağrının değerlendirilmesi ve tedavisi
alanındaki modern teknikler sayesinde, bugün
kanser ağrısının kontrolü hakkında iyimser
olmak mümkündür. Kanser ağrısının
değerlendirilmesi için ağrının yer(ler)i,
fizyopatolojisi ve şiddeti ile ilgili bilgi
alınmalı ve analjezik yanıt ölçülmelidir.
Breakthrough ve incident ağrı gibi sık
rastlanan ağrı biçimlerine doğru tanı
konulması şarttır. Analjezik kullanımının
prensipleri iyi tanımlanmıştır. Güvenli
analjezik titrasyonunda rescue doz kavramı
ve breakthrough/incident ağrının tedavisi
anahtar konulardır. Opioid dozunun kişiye
göre ayarlanması önemlidir ve bu işlem bir
kaç doz stratejisi ile kolaylaştırılmıştır.
Spesifik bir opioidin seçilmesi çoğunlukla
doğru dozu bulmak kadar önemli değildir,
çünkü sık olarak reçete edilen ilaçların yan
etkileri birbirine benzemektedir. Sık
rastlanan yan etkilerin öngörülmesi ve
tedavi edilmesi terapötik indeksi
artırmaktadır. Özellikle oral uygulama
olanağının kaybedilmesinden sonra,
alternatif uygulama yolları önem
kazanmaktadır. Opioidlerle ilgili yanlış
bilgilere sık rastlanmaktadır ve hastanın ve
ailesinin eğitilmesi son derece önemlidir.
Başarılı ağrı kontrolü için adjuvan
analjeziklerin kullanılması gereklidir,
fakat endikasyonlar, kullanım ve yan
etkileri konusunda opioidlerle aralarında
önemli farklar bulunmaktadır. Mükemmel ağrı
kontrolü, işini iyi yapan bir klinik
onkoloğun temel mesleki ve insani
yükümlülüğüdür.
Fentanil
Fentanil meperidine benzeyen güçlü bir
liposolubl mü-agonisti opioiddir. Müköz
membranlardan (transbukkal) ve ciltten
(transdermal) emilebilmektedir.
Transdermal fentanil
Transdermal yolla verildiğinde, 12 saat
içinde minimum etkin plazma düzeylerine
ulaşır, kararlı duruma ulaşması ise 24 saat
ya da daha fazla sürer. Şiddetli ağrıda ilk
doz titrasyonu yapılırken transdermal
fentanil kullanılmamalıdır, çünkü kararlı
plazma seviyelerine ulaşması 2 güne kadar
uzayabilir ve analjezik etki için plazmada
minimum etkin düzeye ulaşması da yaklaşık
olarak 1 gün sürer. En iyi yol, stabil bir
morfin dozunu fentanil eşdeğerine
çevirmektir. Bu sırada, hafif morfin
yoksunluğu belirtileri gözlenebilir.
Uygulama 72 saat için hazırlanmıştır, fakat
bazı hastalarda son 24 saatte doz sonu
yetersizliği görülmesi nedeniyle
flasterlerin 48 saat arayla değiştirilmesi
gerekebilir. Flasterlerin kol ya da göğüs
duvarı üzerindeki rotasyon alanlarında
sağlıklı saçsız deri üzerine yerleştirilmesi
ideal uygulama yoludur. Aynı anda birden
fazla flaster kullanılabilir, bu durumda
hata yapmaktan kaçınmak için hepsinin aynı
anda değiştirilmesi gereklidir. Ateş ve
lokal ısı artışı emilimi artırmaktadır.
Fentanil subkutan olarak depo edilir,
böylece flaster çıkarıldıktan sonra bile 24
saate varan bir süre boyunca dolaşıma önemli
miktarda ilaç geçişi devam edebilir. Kısa
etkili bir analjezikle uygun kurtarma
dozlarına hala gerek vardır. Fentanil,
ağrısı stabil olmayan ya da önceden tahmin
edilemeyen değişiklikler gösteren hastalar
için uygun değildir. Özellikle çocuklarda,
tedavi uyumu az olan hastalarda ya da
hastanın hekimi yanıltacağı endişesi
olduğunda tercih edilmektedir. Morfinden
daha az konstipasyon oluşturur, diğer advers
etkileri benzerdir.
Bukkal fentanil
Oral transmukozal fentanil incident ve
breakthrough ağrılar (alevlenmeler) için
kullanım amacıyla geliştirilmiştir ve büyük
umut vadetmektedir. Emilim ağızda kısmen
müköz membranlardan gerçekleşmekte, gerisi
de yutulduktan sonra olmaktadır.
Prof. Dr.
Serdar Erdine
1954 yılında doğan
Dr. Serdar Erdine, tıp eğitimini 1978
yılında İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp
Fakültesi'nde ve uzmanlığını aynı
üniversitenin İstanbul Tıp Fakültesi
Anestezi ve Reanimasyon Anabilim Dalı'nda
tamamlamıştır. 1985 yılında Doçent, 1991
yılında Profesör ünvanını almıştır. 1985
yılında İstanbul Tıp Fakültesi
Anesteziyoloji Anabilim Dalı Ağrı Ünitesi'ni
kurmuştur. bu ünite 1990 yılında ülkemizin
ilk Algoloji Bilim Dalı olarak kabul
edilmiştir. Halen Türk Algoloji Derneği ve
Regional Anestezi Derneği'nin Başkanı,
Avrupa Ağrı Teşkilatları Federasyonu Genel
Sekreteri, Dünya Ağrı Enstitüsü Genel
Teşkilatı Yönetim Kurulu Üyesi olarak görev
yapan Dr. Erdine, Ağrı dergisinin editörüdür
ve Pain Digest, Pain Practice
Neuromodulation dergilerinin editörler
kurulunda yer almaktadır. 4'ü İngilizce
olmak üzere 19 kitabı ve 100'ün üzerinde
yayını bulunan Dr. Erdine, halen İstanbul
Tıp Fakültesi Algoloji Bilim Dalı
Başkanlığı'nı yürütmektedir.
Kanserde ağrı hastaların yaklaşık
%75-80'inde karşılaşılan bir sorundur. Buna
karşın özellikle algoloji bilim dalının
gelişmesi, ağrılı hastalara yaklaşım
konusunda DST'nin kampanyaları ve hekimleri
arasında ağrıya karşı yaklaşımın daha
bilinçli hale gelmesi ile önemli ölçüde
çözülebilmektedir. Buna karşın hala hangi
ağrılarda hangi yaklaşımların uygulanacağı
konusunda tam bir görüş birliği
bulunmamaktadır. Bu nedenle algoritmik
yaklaşım daha da önem taşımaktadır.
Kanser ağrısına algoritmik yaklaşımda ilk
basamak ağrının doğru değerlendirilmesidir.
Ağrı eşittir analjezik kavramından
uzaklaşarak ağrının kaynaklandığı yer,
mekanizması, süresi, ağrıyı artıran ve
azaltan faktörler, daha önce uygulanan
tedaviler ve sonuçları gibi ayrıntılı bir
değerlendirme gerekmektedir. Bu noktada
özellikle ağrının mekanizmasının
belirlenmesi çok daha önemlidir.
Ağrılar mekanizmalarına göre nosiseptif,
nöropatik, deaferentasyon, reaktif ve
psikosomatik ağrılar olarak beş biçimde ele
alınır. Ağrı mekanizmasının bilinmesi
verilecek ilaçların belirlenmesinde önem
taşır. Örneğin nosiseptif ağrılarda
periferik ve merkezi etkili analjeziklerle
ağrı kontrolu sağlanabilirken,
postmastektomi ağrısı gibi deaferantasyon
ağrısına örnek verilebilecek bir ağrıda
sekonder analjezik olarak isimlendirdiğimiz
trisiklik antidepresanların,
trankilizanların daha ön plana çıkması
gerekir.
Kanser ağrısında algoritmik yaklaşımda
ikinci aşama DST'nin basamak sisteminin
yukarıda sözü edilen ağrı mekanizmaları da
gözönüne alınarak uygulanmasıdır. Üç
basamaklı olarak düzenlenen ve etkinliği
kontrollu çalışmalarla da belirlenen bu
yöntem hastaların yaklaşık %80'inde başarılı
sonuç vermektedir. Başlangıçta tüm kanserli
hastalarda ağrı kontrolünün DST merdiven
sistemine göre gidilerek sağlanması görüşü
ağır basarken perkütan invazif yöntemlerin,
intraspinal analjezinin gelişmesi ile yeni
bir basamak eklenmesi zorunluluğu doğmuştur.
DST'yi kullanırken birinci basamakta NSAID
ve sekonder analjezikler, ikinci basamakta
zayıf etkili opioidler ve NSAID ile sekonder
analjezikler üçüncü basamakta ise kuvvetli
uzun salınımlı opioidlerin kullanılması
gerekir. Bütün basamaklarda dikkat edilmesi
gereken husus ağrı mekanizmasının
değerlendirilmesi, yeni ağrı biçimlerinin
dikkate alınması ve ona göre ilaç seçimidir.
Uzun salınımlı opioidler iki biçimde
değerlendirilebilir: Oral ve Transdermal.
DST tavsiyelerine göre uzun salınımlı oral
preparatlar öncelik taşımaktadır. Ancak son
zamanlardaki kontrollü çalışmalarda
transdermal preparatların yan etki
profilinin daha az olduğu gözlenmektedir ve
yapılan maliyet çalışmalarında da yan etki
profilinin daha az olması nedeniyle tercih
edilmeleri söz konusu olabilir. Bu konuda
randomize, kontrollü çalışmalara hala
gereksinim duyulmaktadır.
Uzun salınımlı preparatları kullanırken
sadece onlara bağlı kalınmaması, diğer
analjeziklerin hastadaki ağrı mekanizmasını
değerlendirerek birlikte verilmesi
önkoşuldur. Aksi taktirde yeterli analjezi
sağlanması mümkün olmamaktadır.
DST'nin üç basamaklı sisteminin yeterli
olmadığı %10 kadar hastada ise son seçenek
olarak perkütan invazif yöntemlerin
kullanılması gündeme gelmektedir. Bu noktada
yine hasta seçimi, hastanın yaşam süresi,
ağrı mekanizması, hastanın çevresel
özellikleri gibi etkenler önemli rol
oynamaktadır. Perkütan invazif yöntemlerin
de kullanılması ile kanser ağrısının %99
oranında kontrolü mümkün olmaktadır.
 |
Kanser Ağrılı Hastanın Değerlendirilmesi |
başa dön |
 |
Prof. Dr. Işık Aydınlı
1953 yılında Bursa'da
doğan Dr. Işık Aydınlı, tıp eğitimini
1977'de İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp
Fakültesi'nde tamamladıktan sonra Würzburg
Üniversitesi'nde Anesteziyoloji ihtisası
yapmış ve 1985 yılında İstanbul Üniversitesi
İstanbul Tıp Fakültesi Anesteziyoloji
Anabilim Dalı'nda çalışmaya başlamıştır.
Aynı yıl İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa
Tıp Fakültesi Anesteziyoloji Anabilim
Dalı'nda uzman olarak çalışmaya başlamış,
1988'de Doçent, 1996'da Profesör ünvanını
almıştır. Türk Anesteziyoloji ve Reanimasyon
Derneği, Türk Algoloji Derneği,
International Association for the Study of
Pain (IASP) ve European Society of Regional
Anesthesia (ESRA) üyesi olan Dr. Aydınlı,
geçmiş dönemde başkanlığında da bulunduğu
Regional Anestezi Derneği'nin kurucu üyeleri
arasındadır. Dr. Aydınlı halen İstanbul
Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi
Anesteziyoloji ABD Ağrı Bilim Dalı Başkanı
olarak görev yapmaktadır.
Ağrı, kanser hastasında, yaşam kalitesini
olumsuz etkileyen pek çok problemin içinde
hastayı en fazla yıpratan sorunların başında
gelmektedir. Ne yazıktır ki, kanser
hastasında ağrının var olması hiç de seyrek
değildir. Bu oran, hastalığın tanı
aşamasında %28, aktif tedavi döneminde
%50-70, ileri döneminde de %64-80'dir.1
Kanser hastasında ağrının kontrolsüz
kalması, kanserin getirdiği genel hastalık
haline ilaveten, ayrıca, hastanın fiziksel
ve ruhsal olarak olumsuz etkilenmesine,
sosyal iletişiminin ve yaşam kalitesinin
bozularak bir kısır döngüye girmesine sebep
olmaktadır. Bu negatif etkilenme sadece
hasta ile sınırlı kalmamakta, hastanın yakın
çevresini de kapsamaktadır.2
Tüm bu nedenler ile kanser ağrısının
kontrolü, günümüzde etik bir zorunluluk
olarak kabul edilmektedir. Ne var ki,
yeterli düzeyde ağrı kontrolü gelişmiş
ülkelerde bile hastaların %50'sinde
yapılabilmektedir. Bu oran gelişmekte olan
ülkelerde %10'a inmektedir.3 Yetersiz
tedavinin bir çok nedeni arasında (hekimin
opioid korkusu veya ağrı tedavisi hakkında
eksik bilgisi, ekonomik nedenler) en
önemlisi ve en sıklıkla yaşananı, ağrının
hekim tarafından yeterli
değerlendirilememesidir.1 Oysa kanser
ağrılı hastaların %90-95'inde yeterli
düzeyde ağrı kontrolü mümkündür.4
Kişiye özgü yapılması gereken ağrı
kontrolünün, yeterli düzeyde olabilmesi
için, sırası ile hastalığın, ağrının ve
hastanın detayları ile değerlendirilmesi
gerekir. İyi bir değerlendirme, tedavinin
başarısını belirler. Değerlendirmenin
eksiksiz olabilmesi, geçmiş ve aktüel
anamnezin doğru alınması, gerekli ölçümlerin
yapılması ve bunları tamamlayan sistemik
fizik muayene (nörolojik muayene dahil) ve
laboratuar-radyolojik tetkikler ile
mümkündür.
Hastalık
Hastalığın evresi, lezyonun
lokalizasyonu-yayılımı, ağrı ile uyumu, yol
açtığı diğer semptomlar (bulantı, kusma,
enfeksiyon vb), planlanan antikanser tedavi
bilinmelidir.
Ağrı
Ağrının etyolojik nedeni, patofizyolojik
kökeni (ağrı tipi), özellikleri (şiddeti,
niteliği, seyri, lokalizasyonu, yayılımı
azaltan-artıran faktörler), zamansal
karakteri, mevcut kullanılan analjeziğin
varlığı, kullanım doğruluğu ve etkinliği,
yan etkileri belirlenmelidir. Ağrının
Etyolojisi Kanserli hastada ağrı, etyolojik
olarak tümöre bağlı (%60-90), tümörün
tedavisine bağlı (%10-25), kronik tümör
hastalığı ile ilgili (%5-20) ve tümör dışı
nedenler (%3-10) olmak üzere dört ana grupta
toplanır.5 Etyolojik nedenin
belirlenmesi, klinik olarak büyük önem
taşır. Tedaviye bağlı ağrı, çok daha yavaş
ve orta şiddette seyreder. Tedavi döneminde
yaşanıp bitebilir (mukozit) veya aylar sonra
yavaş yavaş ortaya çıkabilir (postradyasyon
fibrozu). Tedavi neticesi oluşan ağrının,
tümöre veya nükse bağlı olarak yorumlanması
yanılmasına düşülmesi, gereksiz girişimlere
neden olur. Ancak genelde kanser hastasının
ağrısının etyolojisinde birden fazla faktör
rol oynamaktadır. Banning'in 200 hastada
yaptığı çalışmada, hastaların sadece
%37'sinde tek bir etyolojik faktör
bulunmuştur, büyük çoğunluğunda ise, ağrının
birden fazla etyolojik faktöre dayandığı
görülmüştür.
Ağrının Patofizyolojik Kökeni (Tipi) ve
Niteliği
Kanserli hastada ağrı sendromunun
patofizyolojik kökenini organik ve
psikolojik (idyopatik) olarak ayırmak uygun
değildir. Psikolojik katılımı yadsımamakla
beraber, genellikle kabul edilen, hastanın
primer olarak idyopatik değil, organik
kökenli ağrıya sahip olduğudur. Bu noktada
organik ağrıya sekonder gelişen psikolojik
katılımı, idyopatik ağrı ile karıştırmamak
gerekir! 1
Organik ağrı nöropatik ve nosiseptif kökenli
olabilir:
1) Nöropatik Ağrı: Periferik
veya sentral afferent yolun, tümör ile
infiltrasyonu veya kompresyonu ile
oluşabildiği gibi (brakial-lumbal pleksopati
v.b.), tümör tedavisinin
(cerrahi-kemoterapi-radyoterapi) sonucu
olarak da meydana gelebilir (posttorakotomi
ağrısı, fantom ağrısı, periferik nöropati,
fibrozis v.b.).
Devamlı veya paroksismal, yanıcı veya
iğneler batar gibi tanımlanan nöropatik
ağrının lokalizasyonu, hasarlı nöral dokunun
inervasyon bölgesine uyar. Allodini ve
çakıcı ağrı, bu tanımlamalara sıklıkla eşlik
eder. Sensoriyal-motor-otonom fonksiyon
bozukluklarının varlığı, ağrı tipini
belirlemede tamamlayıcı bulgulardır. Genelde
yüksek şiddette seyreden nöropatik ağrının
kontrolü oldukça zordur.
Nöropatik ağrı karşımıza çeşitli alt
tiplerde çıkabilir:
a) Deafferantasyon ağrısı (medulla spinalis
tümörü, fantom, postherpatik nevralji)
b) Periferik nöropati (mono-polinöropatiler)
c) Kompleks rejyonel ağrı sendromu (CRPS)
(RSD/Kozalji)
2) Nosiseptif ağrı: Somatik
veya visseral nosiseptörlerin uyarılması ile
meydana gelir.
a) Somatik nosiseptif ağrı: Kemik veya
yumuşak dokunun tümör ile infiltrasyonu
sonucu veya osteonekroz örneğinde olduğu
gibi tümörün tedavisine bağlı olarak
oluşabilir. İyi lokalize edilebilen, sızlama
tarzında, bıçak gibi, keskin, zonklayıcı
karakterde tarif edilir. Bu tip ağrı en sık
tümörün kemik dokuyu infiltre etmesi ile
oluşur. Hareketi, hatta kıpırdanmayı bile
engelleyen bu ağrı, lezyon nerede ise o
bölgeye lokalizedir. İleri ağrıya
(somatik+nöropatik) dönüşebilir.
b) Visseral nosiseptif ağrı: Visseral
yapıların tümör ile kompresyonu
obstrüksiyonu sonucu visseral
nosiseptörlerin aktivasyonu ile oluşur.
Tümör solid bir organda ise sızlama tarzında
ve keskin olarak, boşluklu bir organda ise
diffüz, ezilen dokuya yansıyabilir
(visserosomatik ağrı) ve karaciğer tümörünün
diyafragmayı irite etmesi ile omuzda ağrının
oluşması örneğinde olduğu gibi
vissero-somatik karakterde olabilir.
Visseral ağrı intraperitoneal kemoterapi,
abdominal radyoterapi gibi tedavilerden
sonra da meydana gelebilir.
Ağrının Özellikleri
Şiddet: Hastanın ilk
değerlendirilmesinde özenle belirlenmesi
gereken en önemli ögedir. Hem hastanın ileri
dönem değerlendirilmesinde, hem de ağrı
tedavisinin etkinliğini anlamamızda
anahtardır.
Ağrının organizmada işlenişinin doğası
gereği, şiddetini belirleyen, salt doku
hasarı değildir. Ağrılı uyaran, merkezi
sinir sisteminde sensoryal olarak
iletilirken aynı zamanda emosyonel olarak da
(ızdırap çekme!) işlenmektedir. Bu iki
işlenmenin bileşkesi, ağrının şiddetini
belirler. Bu neden ile kişiye özgü ve
subjektif bir his olan ağrının şiddetinin
belirlenmesi hastanın kendisi tarafından
yapılmalıdır. Gözlemcinin (hekim veya hasta
yakını) tahmini yeterli ve doğru olmamaktır.
Şiddet tayini için sözel (verbal rating
scale-VRS) veya görsel skala (visual analog
scale-VAS) veya sayısal (numeric analog
scale-NS) skalalar kullanılmaktadır.
Nitelik: Ağrı, hastalar tarafından
yanıcı, batıcı, zonklar gibi v.b.
nitelemeler ile tanımlamaya çalışılır. Bu
tanımlamalar çok kıymetlidir. Tüm dünya
dillerinde aynı anlama gelen kelimelerdir.
Ağrının patofizyolojik kökeni hakkında ipucu
verir.
Lokalizasyon ve yayılım: Lezyonun
yerinin ve patofizyolojik kökenin
belirlenmesinde fayda sağlar. Ayrıca tedavi
yönteminin seçiminde önem taşır.
Zamansal karakter: Kanser ağrısı
akut, kronik veya her iki şekilde de
karşımıza çıkabilir. Akut ağrı, tümöre veya
metastazına bağlı olarak (metastatik
fraktür, visseral organ obstrüksiyonu ve
torsiyonu) meydana gelebildiği gibi, en
sıklıkla tümörün tanı ve tedavisi sırasında
(diyagnostik girişimler, postoperatif ağrı,
mukozit, artralji) yaşanır. Hastalığın
başlangıcında olabildiği gibi, ileri dönemde
de görülebilir. Başlangıcı belirli, süresi
sınırlı olan akut ağrı korku, sempatik
hiperaktive, hipertansiyon, taşikardi v.b.
reaksiyonlar ile seyreder. Ancak hasta ilave
olarak başına gelen yeni durumdan pek hoşnut
olmamakla beraber, bu yeni olaya karşı,
dayanma-başarma-kurtulma-yenme isteği ön
plandadır. Bu neden ile akut ağrının
kontrolü, kolaydır.
; Uzun süre devam eden, şiddeti giderek
artan, çoğu zaman tedaviye rağmen artış ve
yayılım gösteren kronik ağrıda problem bu
kadar basit değildir. Akut ağrının aksine
kronik ağrıda depresyon, uykusuzluk, endişe,
umutsuzluk, yılgınlık, sinirlilik, anoreksi
ön plandadır. Temelde yatan kanser
patolojisi nedeni ile oluşan kısır döngü,
kronik kanser ağrılı hastanın nonmalign
kronik ağrılı hastaya nazaran daha özel ele
alınmasını gerekli kılar.
Kanser hastalarında ağrının bir diğer
zamansal özelliği de gün içindeki
gelip-geçici ani alevlenmelerdir
(Breakthrough pain). Bu fenomen hiç de
seyrek değildir. Kronik süregelen ağrısı ya
da iyi kontrol altında olan hastaların üçte
ikisinde görülmektedir.7 Ağrıdaki
alevlenme durup dururken olabildiği gibi,
hastanın aktivasyonu ile de (kıpırdanma,
öksürme, yutma, miksiyon, defekasyon v.b.)
yaşanabilir (Incident pain). Her iki durumda
da, ani alevlenen ağrının kontrolü zordur.
HASTA
Sadece lezyon ve ağrı ile ilgilenmek yeterli
değildir. Hastanın eğitimi, işi, ekonomik
durumu öğrenilmeli, yakın ve sosyal çevresi
ile ilişkileri, ailenin ve kendisinin
tedaviye katılımı gözlenmelidir. Hastanın,
hastalığından ve ağrısından fiziksel ve
psikolojik olarak etkilenimi, olabilecek
diğer semptomların varlığı (depresyon,
korku, kızgınlık v.b.), günlük yaşam
kalitesi (QLQ-Questionnaire) ve performansı
(KS-Karnofsky Skalası) saptanmalıdır.4
Karmaşık yapıya sahip olan çok boyutlu
kanser ağrısının analizinin ve hastanın
değerlendirilmesinin sağlıklı yapılabilmesi,
ancak multidisiplinler bir organizasyonda
bilimler arasında kurulacak olan
kooperasyon, kollaborasyon ve koordinasyon
ile mümkündür.2 Bu iletişimin
hastanın takibinde de sürdürülmesi gerekir.
Kaynaklar
1) Cherny N I, Portenoy RK: Cancer pain:
priciples of assessment and syndromes.
Texbook of Pain. P D Wall, R Melzack.
Churchill Livingsstone, Edinburgh, 1017,
1999
2) Bonica J J: Cancer pain. The Management
of Pain. Jea-Febriger, Philadelphia,
400-1990
3) Patt R B: Cancer pain. Lippncott Company.
Philadelphia, 1993
4) Larbig W, Fallert B, Maddalena H:
Tumorschmerz. Schattauer, Stuttgart, 3, 1999
5) Strumpf M: Krebsschmerz. Lehrbuch der
Schmerztherapie. M Zenz, I Jurna.
Wissenschaftliche verlagsgesellschaft,
Stuttgart, 427, 1993
6) Banning A: Pain cuces in 200 patients
refferred to a multydisciplinary cancer pain
clinic. Pain 45: 45, 1991
7) Portenoy R K, Lesage P: Management of
cancer pain. The Lancet, 353: 1695-1700,
1999
|
|
| Tıbbi Onkoloji Derneği web sitesi Novartis Onkoloji'nin karşılıksız eğitim katkılarıyla hazırlanmıştır. |
|
|
|